-Tutturdun şiir de şiir, şiir de şiir.
-Ne olmasını bekliyorsun?
-Yazı, öykü, deneme neyse işte onu okumak istiyorum.
-He canım! Livaneliligiller'dendim ben de millet ölüyor bitiyor beni okumak için.
Uzun kumral saçlarını her sinirlendiğinde olduğu gibi geriye attı, derin bakan kahverengi ama uzunca süre baktığınızda yeşil hâreli ışıkların cirit attığı gözlerini dikip elini kaldırdı arkadaşına
"Bana bak, seni didiklerim. Hiç üşenmem senin beynini yerim.
Yeter şiir falan okumak istemiyorum, ben senden öykü roman okumak istiyorum artık!" dedi.
Nalan, ah Nalan!
Nasıl anlatacaktım ben sana içimdeki son umut kırıntılarının bile yok olmaya başladığını. Satılık her şeyler çarşısında kaybolduğumu, yazmak kolay, bilinenin aksine benim için hep de kolay oldu.
Ama ümidim ve heveslerim kırıldı.
Kalbim kırıldı benim, kalbim.
Elime en güzel sivri kalemimi alarak "Savunun uleyn!" diyerek kalem sallamayı ben istemiyor muyum sanki.
Ama senin ümit dolu kalbine bu tümceleri nasıl anlatırım ben?
Ayrıca sen tavuk musun, ben tavuk muyum didiklemek nedir?
Şiire gelince biliyor musun kuzum bence hala insanların kirlet(e)mediği bir tek şiir kaldı şiir.
Yani o kadar uğraştılar didindiler neler neler yaptılar iki dizenin yürek sökmesinin sırrına vâkıf olamadılar.
Şiir hep yeniden doğdu, yinelenen ve yenilenen bir sihir gibi...
Uzun uzadıya anlatmaktan yorulduğumda kaçtığım bir ağaç kovuğudur benim için şiir.
Biliyorum karartma bana gözlerini biliyorum, hem senin gözlerin kahverengi.
Yazının tadı çikolata kahvesi, öyküyse ince belli bir bardak çay.
Biliyorum papatyam Biliyorum.
Ağaçlar yanıyor, kovuklardan kovuluyor konuklar.
Biliyorum dünya hiç iyiye gitmiyor hiç!
Kalkıp ince belli bardakta bir çay içeyim bari, beni yine afakanlar basıyor. Hem ne demişler: çay harareti alır.
Bir düşünceyi başka bir bilince çekirdek misali ekemedikten sonra ne anlamı var yazmanın?
Bana bak dedi aynı sakin ses tonu ile sinirlendiğini saçlarını tekrar tekrar geriye atmasından anlayabilirdiniz.
_ Bir kere benim gözlerim elâ.
Bu kadardı cevap, biliyordum, sıraladığım tüm cümlelerin özümsemesini yapıyordu kendi içinde...
Papatyam, evet senin gözlerin ela.
Bak sana nasıl anlatabilirim daha iyi bilmiyorum ama şöyle...
Denize kıyısı olan bir uçuruma çıkıp yazdığım tüm şeyleri savurmak geçiyor içimden.
Seyrettikten sonrada o boşlukta süzülmek.
Ölmeyi dilemek değil bu, yok olmayı dilemek, anlıyor musun?
Duyguları yine dans ediyor hârelerinde
Serpil! Serpil! Serpil! dedi sanki üç kez ismimi söylemesi onu daha dikkatle dinlememe sebep olacakmış gibi, ben dikkate almasam bile sen bir yolunu bulur yine söyleyeceklerini söylersin ya neyse...
Yok olmak için uçurumdan atlamaya gerek yok.
Görünmez olmak da yok olmaktır.
Ve çevremizde binlerce milyonlarca görünmez insan var.
Ve ancak yazarak o görünmez insanları görünür kılar insan.
"Düşünsene benim gibi düşünen biri daha varmış!" diyebilen bir okur mutluluğunu yaşatmak dünyanın en güzel duygusu değilse nedir?
Onun yalnızlığını paylaşmak değilse nedir?
Her ne olursa olsun yaşam yolculuğunda hep başka bir kapı olmuştur ve olacaktır.
Belki şimdi anlamıyor kimse ama gün gelecek başka bir insana merhem olacak bu yazdıkların.
O yüzden bana direnmeyi bırak ve kurşunu kağıda işlemeye başla...
Serpil Yalçın
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SERPİL YALÇIN
GÖZLERİ ELÂDIR PAPATYANIN
-Tutturdun şiir de şiir, şiir de şiir.
-Ne olmasını bekliyorsun?
-Yazı, öykü, deneme neyse işte onu okumak istiyorum.
-He canım! Livaneliligiller'dendim ben de millet ölüyor bitiyor beni okumak için.
Uzun kumral saçlarını her sinirlendiğinde olduğu gibi geriye attı, derin bakan kahverengi ama uzunca süre baktığınızda yeşil hâreli ışıkların cirit attığı gözlerini dikip elini kaldırdı arkadaşına
"Bana bak, seni didiklerim. Hiç üşenmem senin beynini yerim.
Yeter şiir falan okumak istemiyorum, ben senden öykü roman okumak istiyorum artık!" dedi.
Nalan, ah Nalan!
Nasıl anlatacaktım ben sana içimdeki son umut kırıntılarının bile yok olmaya başladığını. Satılık her şeyler çarşısında kaybolduğumu, yazmak kolay, bilinenin aksine benim için hep de kolay oldu.
Ama ümidim ve heveslerim kırıldı.
Kalbim kırıldı benim, kalbim.
Elime en güzel sivri kalemimi alarak "Savunun uleyn!" diyerek kalem sallamayı ben istemiyor muyum sanki.
Ama senin ümit dolu kalbine bu tümceleri nasıl anlatırım ben?
Ayrıca sen tavuk musun, ben tavuk muyum didiklemek nedir?
Şiire gelince biliyor musun kuzum bence hala insanların kirlet(e)mediği bir tek şiir kaldı şiir.
Yani o kadar uğraştılar didindiler neler neler yaptılar iki dizenin yürek sökmesinin sırrına vâkıf olamadılar.
Şiir hep yeniden doğdu, yinelenen ve yenilenen bir sihir gibi...
Uzun uzadıya anlatmaktan yorulduğumda kaçtığım bir ağaç kovuğudur benim için şiir.
Biliyorum karartma bana gözlerini biliyorum, hem senin gözlerin kahverengi.
Yazının tadı çikolata kahvesi, öyküyse ince belli bir bardak çay.
Biliyorum papatyam Biliyorum.
Ağaçlar yanıyor, kovuklardan kovuluyor konuklar.
Biliyorum dünya hiç iyiye gitmiyor hiç!
Kalkıp ince belli bardakta bir çay içeyim bari, beni yine afakanlar basıyor. Hem ne demişler: çay harareti alır.
Bir düşünceyi başka bir bilince çekirdek misali ekemedikten sonra ne anlamı var yazmanın?
Bana bak dedi aynı sakin ses tonu ile sinirlendiğini saçlarını tekrar tekrar geriye atmasından anlayabilirdiniz.
_ Bir kere benim gözlerim elâ.
Bu kadardı cevap, biliyordum, sıraladığım tüm cümlelerin özümsemesini yapıyordu kendi içinde...
Papatyam, evet senin gözlerin ela.
Bak sana nasıl anlatabilirim daha iyi bilmiyorum ama şöyle...
Denize kıyısı olan bir uçuruma çıkıp yazdığım tüm şeyleri savurmak geçiyor içimden.
Seyrettikten sonrada o boşlukta süzülmek.
Ölmeyi dilemek değil bu, yok olmayı dilemek, anlıyor musun?
Duyguları yine dans ediyor hârelerinde
Serpil! Serpil! Serpil! dedi sanki üç kez ismimi söylemesi onu daha dikkatle dinlememe sebep olacakmış gibi, ben dikkate almasam bile sen bir yolunu bulur yine söyleyeceklerini söylersin ya neyse...
Yok olmak için uçurumdan atlamaya gerek yok.
Görünmez olmak da yok olmaktır.
Ve çevremizde binlerce milyonlarca görünmez insan var.
Ve ancak yazarak o görünmez insanları görünür kılar insan.
"Düşünsene benim gibi düşünen biri daha varmış!" diyebilen bir okur mutluluğunu yaşatmak dünyanın en güzel duygusu değilse nedir?
Onun yalnızlığını paylaşmak değilse nedir?
Her ne olursa olsun yaşam yolculuğunda hep başka bir kapı olmuştur ve olacaktır.
Belki şimdi anlamıyor kimse ama gün gelecek başka bir insana merhem olacak bu yazdıkların.
O yüzden bana direnmeyi bırak ve kurşunu kağıda işlemeye başla...
Serpil Yalçın