Kağıttan kulelerden inşa edilmiş hayatlar yaşıyoruz. Bir dokunsak, yanlışlıkla; ya da bir "Ah!" desek, yıkılıp gidecek her şey. Birbirinin kopyası insanlar... Suretler birbirine benzese de ruhlar kayıp zamanlarda kalmış. Bu çağın harcı değil artık insanlık. Bir dokunsak, bin ah işiteceğiz diye mi uzak durur olduk yüreklerden? Ondan mıdır yüzlerdeki palyaço maskesi, kalplerdeki kin?
Oysa biz çok güzel insanlardık eskiden, mutluyduk. Yüzlerimiz birbirine benzemezdi ama gönüllerimiz birdi. Şimdi ise domino taşları gibi dizilmiş hayatlarımız, biri devrildi mi hepsi yıkılıyor. Oysa o taşları özenle dizmiş, binbir umut yüklemiştik oyunlarımıza. Çok güzel çocuklardık biz. Kayıp bir çağın vebası için mi büyüdük?
Büyüdükçe küçüldü hayallerimiz, inançlarımız. Ademoğlunu Allah için sevmekti aslolan. Peki, ne zaman unuttuk bunu? Hangi ara haddimizi aşıp, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya başladık? Ne zaman tanrısallaştırdık kendimizi?
İşportacılardan işporta malı dostluklar aldık. Oysa hiçbiri, geçmişteki naylon oyuncaklarımız kadar bile sağlam değildi. Sevmeyi iki ters, bir düz örgüye benzettik. İlmek atmak yerine, hep ilmeği kaçırdık. Pes etmek nedir bilmezdik oysa eskiden. Delikanlılık klavyede, aşklar sanalda mı olurdu?Sevda, naz çekmeden yaşanır mıydı? Her şey öyle değersizleşti ki, kavga bile adam gibi olmuyor artık. Klavye delikanlıları, illegal yenilgilerden zaferler ilan ederken; aşk, bir kalp ve bir öpücük emojisine sığacak kadar basitleşti.
Kağıttan kuleler yıkıldı. İçinden sanal aşıklar sağ çıkmadı. Dostlar engellendi, örgüler söküldü, domino taşları kayboldu. İnsanlık yapaylaştı, zekaları bile taklit oldu.
Peki, yalnızlıktan başka ne kaldı geriye?
Birbirimize ait olmayan kelimeler, samimiyetsiz vedalar, yüzlerce "Görüşürüz"ün içinde bir tek gerçek "Hoşça kal" bile yok. Kelimeler ucuzladı, sessizlik bile artık daha kıymetli. Çünkü sessizlik yalan söylemez.
Duygular kopyala, yapıştır. Özlem bile hazır cümlelerden ibaret. "Özledim" deyip mesaj atanlar, özlediği kişiyi değil de özlemeyi seviyor belki de. İnsan, acı çekmekten bile keyif alır oldu çünkü. Kendini bile kandıramazken, başkasına "Ben buyum" diyebilecek cesareti nereden bulduk?
Çocukken gözümüzü kamaştıran o umut şimdi gözümüze perde oldu. Hayat, bize öğüt vermez oldu; çünkü biz artık dinlemiyoruz. Kalbimiz bile kulaklarını tıkadı. İçimize doğan güzellikleri bastıra bastıra susturduk vicdanımızı. Eskiden bir çift göz yeterdi sığınacak bir liman bulmaya. Şimdi bir göz temasından bile korkar olduk. Artık, herkesin içinde birer mayın döşeli; yaklaşan yanar, uzak duran yalnız kalır ve biz en çok kendimize uzak düştük. Ruhumuzla aramıza mesafeler koyduk. Kendi benliğimizi yabancı gördük. Kendimize bile "Güvenilir değil!" dedik, sessizce!
Ama hâlâ bir umut var mı?
Belki bir çocuk gülümsemesinde, bir kedinin mahzun bakışında, ya da bir yaşlının titrek duasında saklıdır o kıvılcım. Belki de bir kitap sayfasında, bir ezan vaktinde, bir annenin duasında...
Biz yeniden "İnsan" olabilir miyiz? Yeniden sevebilir miyiz Allah için, şartsız, çıkarsız, sırf kalbimiz olduğu için?
Kağıttan kuleler yıkıldıysa, bir daha yapmasak kuleyi, inşa etmesek; sadece yaşasak, hissetsek... Bir kalp kurmasak yeniden, bir kalp olsak bu sefer. Belki de tek ihtiyacımız, yeniden sevmeyi göze almak. Çok mu zor olurdu denesek?
Seda Özlem Başpınar
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SEDA ÖZLEM BAŞPINAR
YALNIZLIK BUNUN ADI
Kağıttan kulelerden inşa edilmiş hayatlar yaşıyoruz. Bir dokunsak, yanlışlıkla; ya da bir "Ah!" desek, yıkılıp gidecek her şey. Birbirinin kopyası insanlar... Suretler birbirine benzese de ruhlar kayıp zamanlarda kalmış. Bu çağın harcı değil artık insanlık. Bir dokunsak, bin ah işiteceğiz diye mi uzak durur olduk yüreklerden? Ondan mıdır yüzlerdeki palyaço maskesi, kalplerdeki kin?
Oysa biz çok güzel insanlardık eskiden, mutluyduk. Yüzlerimiz birbirine benzemezdi ama gönüllerimiz birdi. Şimdi ise domino taşları gibi dizilmiş hayatlarımız, biri devrildi mi hepsi yıkılıyor. Oysa o taşları özenle dizmiş, binbir umut yüklemiştik oyunlarımıza. Çok güzel çocuklardık biz. Kayıp bir çağın vebası için mi büyüdük?
Büyüdükçe küçüldü hayallerimiz, inançlarımız. Ademoğlunu Allah için sevmekti aslolan. Peki, ne zaman unuttuk bunu? Hangi ara haddimizi aşıp, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya başladık? Ne zaman tanrısallaştırdık kendimizi?
İşportacılardan işporta malı dostluklar aldık. Oysa hiçbiri, geçmişteki naylon oyuncaklarımız kadar bile sağlam değildi. Sevmeyi iki ters, bir düz örgüye benzettik. İlmek atmak yerine, hep ilmeği kaçırdık. Pes etmek nedir bilmezdik oysa eskiden. Delikanlılık klavyede, aşklar sanalda mı olurdu?Sevda, naz çekmeden yaşanır mıydı? Her şey öyle değersizleşti ki, kavga bile adam gibi olmuyor artık. Klavye delikanlıları, illegal yenilgilerden zaferler ilan ederken; aşk, bir kalp ve bir öpücük emojisine sığacak kadar basitleşti.
Kağıttan kuleler yıkıldı. İçinden sanal aşıklar sağ çıkmadı. Dostlar engellendi, örgüler söküldü, domino taşları kayboldu. İnsanlık yapaylaştı, zekaları bile taklit oldu.
Peki, yalnızlıktan başka ne kaldı geriye?
Birbirimize ait olmayan kelimeler, samimiyetsiz vedalar, yüzlerce "Görüşürüz"ün içinde bir tek gerçek "Hoşça kal" bile yok. Kelimeler ucuzladı, sessizlik bile artık daha kıymetli. Çünkü sessizlik yalan söylemez.
Duygular kopyala, yapıştır. Özlem bile hazır cümlelerden ibaret. "Özledim" deyip mesaj atanlar, özlediği kişiyi değil de özlemeyi seviyor belki de. İnsan, acı çekmekten bile keyif alır oldu çünkü. Kendini bile kandıramazken, başkasına "Ben buyum" diyebilecek cesareti nereden bulduk?
Çocukken gözümüzü kamaştıran o umut şimdi gözümüze perde oldu. Hayat, bize öğüt vermez oldu; çünkü biz artık dinlemiyoruz. Kalbimiz bile kulaklarını tıkadı. İçimize doğan güzellikleri bastıra bastıra susturduk vicdanımızı. Eskiden bir çift göz yeterdi sığınacak bir liman bulmaya. Şimdi bir göz temasından bile korkar olduk. Artık, herkesin içinde birer mayın döşeli; yaklaşan yanar, uzak duran yalnız kalır ve biz en çok kendimize uzak düştük. Ruhumuzla aramıza mesafeler koyduk. Kendi benliğimizi yabancı gördük. Kendimize bile "Güvenilir değil!" dedik, sessizce!
Ama hâlâ bir umut var mı?
Belki bir çocuk gülümsemesinde, bir kedinin mahzun bakışında, ya da bir yaşlının titrek duasında saklıdır o kıvılcım. Belki de bir kitap sayfasında, bir ezan vaktinde, bir annenin duasında...
Biz yeniden "İnsan" olabilir miyiz? Yeniden sevebilir miyiz Allah için, şartsız, çıkarsız, sırf kalbimiz olduğu için?
Kağıttan kuleler yıkıldıysa, bir daha yapmasak kuleyi, inşa etmesek; sadece yaşasak, hissetsek... Bir kalp kurmasak yeniden, bir kalp olsak bu sefer. Belki de tek ihtiyacımız, yeniden sevmeyi göze almak. Çok mu zor olurdu denesek?
Seda Özlem Başpınar