İki arkadaş oturmuş kahve içiyorduk. Konu konuyu açtı, geldi ruh ikizine dayandı. Hani o meşhur söz var ya:
“Az kahve içmek burjuva işidir, biz genelde kalp çarpıntısı yapana kadar içeriz.” Hah, işte o söz tam bizi anlatıyor! Duble bardakta soğumuş kahvelerimizi yudumlarken, birden konu Nasrettin Hoca’ya geldi.
Ben, aşkta hep o Hoca oldum. Koskoca gölün, yani o kişinin karşısına geçtim, elimde küçücük bir kaşıkla, kalbimin bütün deli cesaretiyle “Ya tutarsa?” dedim.
Mantığım hep arkamdan bağırdı: “Olmaz. O gelse de yine gider. O hep gider. Yollarınız da ayrı.” Ama kalbim, o inatçı, o şapşal kalp, bir türlü susmadı: “Ya tutarsa? Belki bu maya, bu sefer gölün tüm kimyasını değiştirir…” İşte o umuda tutunarak, o dipsiz göle defalarca maya çaldım. Her defasında elim titredi, ama denedim. Çünkü sevmek, biraz da deliliğe göz kırpmaktı.
Sonra ne mi oldu? Göl mayalanmadı. Su, yine su olarak kaldı. Benimse içimdeki bütün yoğurtlar kesildi; geriye sadece ekşi bir tat kaldı. Artık bilmiyorum, aşk mı tutmadı, yoksa ben mi karışıma fazla umut kattım… Yine de; o büyük, dipsiz gölün karşısına geçip, kalbini avuçlayıp “Hadi bakalım, seni mayalayacağım!” diyebilmek güzeldir be, delicedir.
Peki ya tutmazsa?
Gölün kenarından çıkıp, dibi görünen bardağımdaki kahve telvelerine bakıyorum. Kalp çarpıntısı geçti. Geriye, o çarpıntının bıraktığı garip bir sessizlik kaldı.
Artık ne o göle bir daha maya çalacak kadar safım. Ne de o umuda sırt çevirecek kadar acımasız.
Gördün mü bak? Yine kıyamadım. :)
Seda Özlem Başpınar
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SEDA ÖZLEM BAŞPINAR
YA TUTMAZSA
İki arkadaş oturmuş kahve içiyorduk. Konu konuyu açtı, geldi ruh ikizine dayandı. Hani o meşhur söz var ya:
“Az kahve içmek burjuva işidir, biz genelde kalp çarpıntısı yapana kadar içeriz.” Hah, işte o söz tam bizi anlatıyor! Duble bardakta soğumuş kahvelerimizi yudumlarken, birden konu Nasrettin Hoca’ya geldi.
Ben, aşkta hep o Hoca oldum. Koskoca gölün, yani o kişinin karşısına geçtim, elimde küçücük bir kaşıkla, kalbimin bütün deli cesaretiyle “Ya tutarsa?” dedim.
Mantığım hep arkamdan bağırdı: “Olmaz. O gelse de yine gider. O hep gider. Yollarınız da ayrı.” Ama kalbim, o inatçı, o şapşal kalp, bir türlü susmadı: “Ya tutarsa? Belki bu maya, bu sefer gölün tüm kimyasını değiştirir…” İşte o umuda tutunarak, o dipsiz göle defalarca maya çaldım. Her defasında elim titredi, ama denedim. Çünkü sevmek, biraz da deliliğe göz kırpmaktı.
Sonra ne mi oldu? Göl mayalanmadı. Su, yine su olarak kaldı. Benimse içimdeki bütün yoğurtlar kesildi; geriye sadece ekşi bir tat kaldı. Artık bilmiyorum, aşk mı tutmadı, yoksa ben mi karışıma fazla umut kattım… Yine de; o büyük, dipsiz gölün karşısına geçip, kalbini avuçlayıp “Hadi bakalım, seni mayalayacağım!” diyebilmek güzeldir be, delicedir.
Peki ya tutmazsa?
Gölün kenarından çıkıp, dibi görünen bardağımdaki kahve telvelerine bakıyorum. Kalp çarpıntısı geçti. Geriye, o çarpıntının bıraktığı garip bir sessizlik kaldı.
Artık ne o göle bir daha maya çalacak kadar safım. Ne de o umuda sırt çevirecek kadar acımasız.
Gördün mü bak? Yine kıyamadım. :)
Seda Özlem Başpınar