Çocukken bazen meraktan, çoğunlukla da içimdeki o durdurulamaz yaramazlıktan kasetlerin bantlarını söker çıkarırdım. Müzik setinin içinde çalışan tek bir kaset bile bırakmazdım. Neymiş efendim? Hepsi melankolik, hepsi buram buram arabesk kokuyormuş! Evin içinde ne zaman o ağır arabesk sesleri yükselse içim daralırdı. "Ne istiyorsun kızım sen?" derdi babam çatık kaşlarının altından kızarak. Ben de siner, ama yine de o korkunun arasından başımı kaldırıp "Pop müzik istiyorum ben, neşeli şeyler çalın bu evde!" derdim. O ise tınlamaz, inadıma daha da yüklenirdi arabeskin bağrına. Sinir olurdum, avazım çıktığı kadar bağırmak isterdim. Ama meğer o kaçmaya çalıştığım feryatlar, o ağır ritimler sessizce işlemiş ruhuma...
Şimdi geriye dönüp bakıyorum da... Bir tarafım hâlâ her şeye, herkese ve bu düzene inat yaramaz, ele avuca sığmaz bir kız çocuğu. Diğer tarafım ise yalnızlığın ve hüzünlerin tahtına oturmuş bir hüzün kraliçesi. Hele ki bu çağda başka türlüsü mümkün mü? Bu çağ vebalı! Bir salgın gibi yayıldı üzerimize. Çocukların elinden masumiyetini ve çocukluğunu aldı, insanların yüreğinden vicdanı söküp attı. Seveni sevdiğine hasret bıraktı; yollara, mesafelere, gurura kurban etti sevgileri. Dost dediğinin maskesi çabuk düştü, kalleş çıktı; kardeş dediğin en zayıf anında vurup ihanet etti. Hangi köşeye dönsem bir kırgınlık, hangi yüze baksam bir sahtelik... Şairin dediği gibi işte, tam olarak öyle: "Etimle, kemiğimle nefret ettim bu çağdan!"
Sonunda kırdım kafayı, geçtim aynanın karşısına, konuştum kendimle; "Dost mu arıyorsun? Sen varsın!" dedim, "Hadi çal şimdi en güzelinden bir oyun havası, gelmişine geçmişine, sevmişine sevmemişine..." dedim.
Dünya zifiri karanlığa bürünse, hayat ışıklarını söndürse bile vazgeçme; sen yine de oyna!
Seda Özlem Başpınar
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SEDA ÖZLEM BAŞPINAR
TARAFINI SEÇ
Çocukken bazen meraktan, çoğunlukla da içimdeki o durdurulamaz yaramazlıktan kasetlerin bantlarını söker çıkarırdım. Müzik setinin içinde çalışan tek bir kaset bile bırakmazdım. Neymiş efendim? Hepsi melankolik, hepsi buram buram arabesk kokuyormuş! Evin içinde ne zaman o ağır arabesk sesleri yükselse içim daralırdı. "Ne istiyorsun kızım sen?" derdi babam çatık kaşlarının altından kızarak. Ben de siner, ama yine de o korkunun arasından başımı kaldırıp "Pop müzik istiyorum ben, neşeli şeyler çalın bu evde!" derdim. O ise tınlamaz, inadıma daha da yüklenirdi arabeskin bağrına. Sinir olurdum, avazım çıktığı kadar bağırmak isterdim. Ama meğer o kaçmaya çalıştığım feryatlar, o ağır ritimler sessizce işlemiş ruhuma...
Şimdi geriye dönüp bakıyorum da... Bir tarafım hâlâ her şeye, herkese ve bu düzene inat yaramaz, ele avuca sığmaz bir kız çocuğu. Diğer tarafım ise yalnızlığın ve hüzünlerin tahtına oturmuş bir hüzün kraliçesi. Hele ki bu çağda başka türlüsü mümkün mü? Bu çağ vebalı! Bir salgın gibi yayıldı üzerimize. Çocukların elinden masumiyetini ve çocukluğunu aldı, insanların yüreğinden vicdanı söküp attı. Seveni sevdiğine hasret bıraktı; yollara, mesafelere, gurura kurban etti sevgileri. Dost dediğinin maskesi çabuk düştü, kalleş çıktı; kardeş dediğin en zayıf anında vurup ihanet etti. Hangi köşeye dönsem bir kırgınlık, hangi yüze baksam bir sahtelik... Şairin dediği gibi işte, tam olarak öyle: "Etimle, kemiğimle nefret ettim bu çağdan!"
Sonunda kırdım kafayı, geçtim aynanın karşısına, konuştum kendimle; "Dost mu arıyorsun? Sen varsın!" dedim, "Hadi çal şimdi en güzelinden bir oyun havası, gelmişine geçmişine, sevmişine sevmemişine..." dedim.
Dünya zifiri karanlığa bürünse, hayat ışıklarını söndürse bile vazgeçme; sen yine de oyna!
Seda Özlem Başpınar