Bir kase sütlaçtır bazen hayat... Hafızanın kuytusunda ne zaman canlansa insanın içini aynı iklimle ısıtan, fakat tam da o noktadan ince ince sızlatan bir yaşanmışlık, belki de yaşanamamışlık.
Kaşığın her darbesiyle katmanlar usulca aralanır; dibe çökmüş dilsiz kederler ve yüzeye vuran yarım kalmış cümleler birer birer aşikâr olur. Sütün beyazlığında yumuşayıp birbirine kenetlenen pirinç taneleri misali dağılmış hatıralar arasında, artık ne lezzeti kederden ne de acıyı tatlıdan ayırmak mümkündür ve o mağrur yanık kokusu... Üzerinde koruyucu bir zırh gibi duran, ilk temasta kırılan ama altındaki saklı harareti anında ele veren o ince kabuk... Tıpkı insan kalbi gibi: Dışarıdan bakıldığında inatçı ve sarsılmaz, içine nüfuz edildiğinde ise alabildiğine kırılgan ve savunmasız.
Sütlaç bekledikçe koyulaşır, ruhta demlenen duygular gibi. Başlangıçta kontrolsüz ve dağınık olan o his, zamanın süzgecinden geçtikçe ağırlaşır ve nihayetinde insanın boğazında düğümlenen o buruk sessizliğe dönüşür.
Aşk, tam da bu kıvamın adıdır... Aynı kaşıkta hem kıymetli bir geçmişi tattıran hem de ruhu henüz tanışmadığı bir gurbetin özlemine mahkûm eden o eşsiz tezat.
Ama bazen insan, o kasenin karşısında öylece kalır. Kokusu genzini yakar, hatırası kalbini zorlar; yine de eli o kaşığa bir türlü varmaz. Çünkü bilir… Bir kaşık bile alsa, içeride tutulan hatıralar taşacak; dumanı tüten geçmiş, bugünün serinliğini yakıp geçecektir.
Bazı anılar sadece özlemek içindir; çocukluğunu, belki aileni, belki de sadece bir tek kişiyi ve bazı kaseler sadece seyredilmek içindir; dokunsan dağılacak, yutkunsan boğazında kalacakmış gibi.
Nihayetinde sütlaç soğur, zaman geçer ama o kabuğun altındaki sızı hiç dinmez. Kaşık masada mahzun, anılar ise sütün içinde darmadağın kalır.
Bazen hatırlamak; o tadı almaktan çok daha ağır, çok daha derin bir bedeldir.
Seda Özlem Başpınar
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SEDA ÖZLEM BAŞPINAR
Bir Kase Yaşanamamışlık
Bir kase sütlaçtır bazen hayat... Hafızanın kuytusunda ne zaman canlansa insanın içini aynı iklimle ısıtan, fakat tam da o noktadan ince ince sızlatan bir yaşanmışlık, belki de yaşanamamışlık.
Kaşığın her darbesiyle katmanlar usulca aralanır; dibe çökmüş dilsiz kederler ve yüzeye vuran yarım kalmış cümleler birer birer aşikâr olur. Sütün beyazlığında yumuşayıp birbirine kenetlenen pirinç taneleri misali dağılmış hatıralar arasında, artık ne lezzeti kederden ne de acıyı tatlıdan ayırmak mümkündür ve o mağrur yanık kokusu... Üzerinde koruyucu bir zırh gibi duran, ilk temasta kırılan ama altındaki saklı harareti anında ele veren o ince kabuk... Tıpkı insan kalbi gibi: Dışarıdan bakıldığında inatçı ve sarsılmaz, içine nüfuz edildiğinde ise alabildiğine kırılgan ve savunmasız.
Sütlaç bekledikçe koyulaşır, ruhta demlenen duygular gibi. Başlangıçta kontrolsüz ve dağınık olan o his, zamanın süzgecinden geçtikçe ağırlaşır ve nihayetinde insanın boğazında düğümlenen o buruk sessizliğe dönüşür.
Aşk, tam da bu kıvamın adıdır... Aynı kaşıkta hem kıymetli bir geçmişi tattıran hem de ruhu henüz tanışmadığı bir gurbetin özlemine mahkûm eden o eşsiz tezat.
Ama bazen insan, o kasenin karşısında öylece kalır. Kokusu genzini yakar, hatırası kalbini zorlar; yine de eli o kaşığa bir türlü varmaz. Çünkü bilir… Bir kaşık bile alsa, içeride tutulan hatıralar taşacak; dumanı tüten geçmiş, bugünün serinliğini yakıp geçecektir.
Bazı anılar sadece özlemek içindir; çocukluğunu, belki aileni, belki de sadece bir tek kişiyi ve bazı kaseler sadece seyredilmek içindir; dokunsan dağılacak, yutkunsan boğazında kalacakmış gibi.
Nihayetinde sütlaç soğur, zaman geçer ama o kabuğun altındaki sızı hiç dinmez. Kaşık masada mahzun, anılar ise sütün içinde darmadağın kalır.
Bazen hatırlamak; o tadı almaktan çok daha ağır, çok daha derin bir bedeldir.
Seda Özlem Başpınar