Onlar yola çıktığında şehir nefesini tutar.
Sirenleri yoktur ama sesleri uzaktan bile ürperti salar. Farları geceyi delip geçmez; gece onların önünde diz çöker.
Tozun dumanını susturup sessizce yaklaşan bir
hayalet gibidir her biri. Sanki intikamın ve kaderin
suretinden dökülmüşlerdir. Çarpan kapıları, uğursuz bir kararın mühür sesine benzer.
Bu araçların direksiyonuna kim oturursa otursun; ya karanlığın tarafına geçer, ya da kendi karanlığıyla sınanır. Çünkü akbaba akrabalar, yolcu taşımaz, günahları taşır.
Onlar bir sokağa döndüğünde rüzgâr bile yön
değiştirir. Tekerlerin altında asfalt değil, eski hikâyelerin kemikleri ezilir sanki.
Akbabalar, birbirlerinden uzakta olsalar da aynı kanın, aynı gölgenin çocuklarıdır. Birinin motoru
hırladığında, diğeri kilometrelerce öteden titrer.
Sanki görünmez bir bağla, kirli bir sırla birbirlerine
düğümlüdürler. Onları yan yana gördüğünde anlarsın: Bu, sıradan bir rastlantı değil; karanlığın aile toplantısıdır. Biri soldan yaklaşır, diğeri sağdan...
Kalplerinin kaportasında birbirine benzeyen çizikler, aynı geceden kalma hatıralar gibi durur. Birinin aynasındaki çatlak, diğerinin kapısında yankı bulur. Onları kim boyamaya kalksa, altından aynı koyu kader rengi çıkar.
Bir akbaba akrabayı tek başına görürsen endişelen, ama ikisini bir arada görürsen kaçmayı bile düşünme. Çünkü o zaman yol bitmiştir. Hesap kapanmıştır ve akbaba akrabaların aile işi başlamıştır hele baban... Baban gitmişse, hesap iki kere kapanır.
Oysa onlar, şeytanlığa çalışan beyincikleriyle, akbaba değil, serçe bile olamazlar; gündüzleri gölge satar, geceleri ise kendi gölgesinden kaçıp karanlığın içinde yok olurlar.
Seda Özlem Başpınar
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
SEDA ÖZLEM BAŞPINAR
AKBABA Akrabalar
Onlar yola çıktığında şehir nefesini tutar.
Sirenleri yoktur ama sesleri uzaktan bile ürperti salar. Farları geceyi delip geçmez; gece onların önünde diz çöker.
Tozun dumanını susturup sessizce yaklaşan bir
hayalet gibidir her biri. Sanki intikamın ve kaderin
suretinden dökülmüşlerdir. Çarpan kapıları, uğursuz bir kararın mühür sesine benzer.
Bu araçların direksiyonuna kim oturursa otursun; ya karanlığın tarafına geçer, ya da kendi karanlığıyla sınanır. Çünkü akbaba akrabalar, yolcu taşımaz, günahları taşır.
Onlar bir sokağa döndüğünde rüzgâr bile yön
değiştirir. Tekerlerin altında asfalt değil, eski hikâyelerin kemikleri ezilir sanki.
Akbabalar, birbirlerinden uzakta olsalar da aynı kanın, aynı gölgenin çocuklarıdır. Birinin motoru
hırladığında, diğeri kilometrelerce öteden titrer.
Sanki görünmez bir bağla, kirli bir sırla birbirlerine
düğümlüdürler. Onları yan yana gördüğünde anlarsın: Bu, sıradan bir rastlantı değil; karanlığın aile toplantısıdır. Biri soldan yaklaşır, diğeri sağdan...
Kalplerinin kaportasında birbirine benzeyen çizikler, aynı geceden kalma hatıralar gibi durur. Birinin aynasındaki çatlak, diğerinin kapısında yankı bulur. Onları kim boyamaya kalksa, altından aynı koyu kader rengi çıkar.
Bir akbaba akrabayı tek başına görürsen endişelen, ama ikisini bir arada görürsen kaçmayı bile düşünme. Çünkü o zaman yol bitmiştir. Hesap kapanmıştır ve akbaba akrabaların aile işi başlamıştır hele baban... Baban gitmişse, hesap iki kere kapanır.
Oysa onlar, şeytanlığa çalışan beyincikleriyle, akbaba değil, serçe bile olamazlar; gündüzleri gölge satar, geceleri ise kendi gölgesinden kaçıp karanlığın içinde yok olurlar.
Seda Özlem Başpınar