SON DAKİKA
Hava Durumu

SUSARAK BAĞIRAN KALP

Yazının Giriş Tarihi: 19.02.2026 17:18
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.02.2026 17:19

Sessizlik… İnsanlar onu yokluk sanır. Oysa sessizlik, içimde biriken her şeyin en gürültülü hâlidir. Söylenmemiş cümlelerin, yutulmuş çığlıkların, yarım kalmış vedaların yankısıdır. Konuşmadığım her an içimde bir şey bağırır ama kimse duymaz. Çünkü bazı çığlıklar sesle değil, susarak atılır.

Ben sessiz kaldığımda güçlü olduğumu sanırlar. Oysa bilmezler ki sessizlik benim dayanma biçimimdir. Kırıldığımda, dağıldığımda, paramparça olduğumda susarım. Çünkü kelimeler yetmez. Çünkü kelimeler, içimde olanı taşımaya cesaret edemez. Söylesem küçülür, anlatsam eksilir gibi gelir. Bu yüzden susarım. Ve suskunluğum en büyük bağırışıma dönüşür.

Sessizlik bazen bir sığınaktır. İnsan kendini korumak için susar. Herkesin kolayca girip çıkamadığı bir iç dünya vardır; ben oraya sessizlikle kapı kilitlerim. Çünkü bazı acılar anlatıldığında hafiflemez, aksine daha da derinleşir. Herkes anlamaz. Anlamayan birine anlatmak, yarayı bir kez daha açmaktır. Ben yaralarımı sessizlikle sararım.

Ama bu, canımın yanmadığı anlamına gelmez. Aksine, en çok canım yandığında susarım. İçimde kelimeler birbirine çarpar. Söylenmek isteyen binlerce cümle boğazımda düğüm olur. Bazen tek bir “İyiyim.” demek için saatlerce hazırlanırım. Bazen bir “Değilim.” diyemediğim için geceler boyu uyanık kalırım. İnsanlar benim sessizliğimi sakinlik sanır; oysa içimde fırtınalar kopar. Ama ben o fırtınayı kimseye yağmur yapmam. Kendime yağdırırım.

Sessizlik vazgeçiş değildir. Her zaman değil. Bazen en son çaredir. Anlatmayı denediğimde görülmediğim anlar oldu. Dinlenmediğim, yanlış anlaşıldığım, cümlelerimin yarım bırakıldığı anlar… İşte o zaman sessizliğin gücünü öğrendim. Çünkü sessizlik yalan söylemez. Sessizlik kendini savunmaz ama kendini ele verir. Dikkatle bakan biri, suskunluğumun içinde her şeyi görür. Ama bakmayan için ben sadece sessiz biriyimdir.

Sessizlik bir çağrıdır aslında. “Beni gerçekten görmek ister misin?” sorusudur. Çünkü ben konuştuğumda herkes duyar. Ama sustuğumda sadece anlayanlar fark eder. Sessizliğim, kimin kalıp kimin gideceğini seçer. Kimin gerçekten umursadığını, kimin sadece sesi sevdiğini ayırır. O yüzden sessizliğim değerlidir. Herkese açmam, herkese sunmam. Hak etmeyen o bağırışı asla duyamaz.

Bazen sessizlik bir veda olur. Hiç söylenmemiş ama çoktan yaşanmış bir veda. Artık anlatmaktan yorulduğumda, kendimi tekrar tekrar açıklamak zorunda kaldığımda, duvarlara konuşur gibi hissettiğimde susarım. O sessizlik “bitti” demenin en ağır ama en onurlu hâlidir. Çünkü bazı bitişler bağırarak olmaz. Sessizce olur. Kimse fark etmez ama sen bilirsin; içinde bir kapı kapanmıştır.

Sessizlik, insanın kendine konuşma biçimidir. Kendime en dürüst olduğum anlar, sustuğum anlardır. Aynada kendime bakıp hiçbir şey söylemeden her şeyi kabul ettiğim zamanlar… Güçlü olmadığımı, yorulduğumu, kırıldığımı itiraf ettiğim o sessiz anlar… İşte orada büyürüm, orada değişirim. Orada kendime daha yakın olurum.

Ve belki de en acısı şudur: Sessizlik alışkanlık olur. İnsan zamanla anlatmamayı öğrenir. Beklememeyi, ummamayı, açıklamamayı… Sessizlik önce korunma, sonra yaşam biçimi olur. Ama yine de bilirim; içimdeki bağırış hâlâ canlı, hâlâ var. Sadece doğru kulakları bekliyor. Çünkü sessizlik boşluk değildir. Sessizlik, dolup taşmanın son hâlidir. Ben susuyorsam bil ki içimde çok şey vardır. Ve ben sustuğumda aslında en yüksek sesimle haykırıyorum.

Ama sessizliğin bir sırrı daha var. İnsan bunu geç fark eder. Sessizlik sadece acının dili değildir; aynı zamanda iyileşmenin de başladığı yerdir. En karanlık geceler sessizdir mesela. Herkes uyur, dünya yavaşlar, gürültü çekilir. Ve tam o anda insan kendi kalbinin sesini duyar.

Ben de sessizliğin içinde kendimi duymayı öğrendim. Kaçtığım gerçekler, susturduğum hisler, ertelediğim yaralar… Hepsi sessizlikte karşıma çıktı. İlk başta korktum. Çünkü insan en çok kendisiyle yüzleşmekten çekinir. Ama sonra anladım; sessizlik beni yıkmak için değil, beni toparlamak için var.

Her suskunluğun içinde küçük bir güç saklıdır. Fark edilmeyen ama vazgeçmeyen bir güç. Ben sustukça içimde bir şey şekillendi. Kırıldığım yerlerden sızan ışığı fark ettim. Eskiden sessizlik beni yalnız hissettirirdi; şimdi bana alan açıyor. Kendimle yeniden bağ kurmamı sağlıyor. Başkalarının gürültüsünden uzaklaştıkça ne istediğimi, neyi hak ettiğimi daha net görüyorum. Sessizlik beni eksiltmedi; beni kendime iade etti.

Artık biliyorum ki her bağırış dışarıya olmak zorunda değil. Bazı bağırışlar insanın içini uyandırır. Sessizliğimden doğan bir cesaret var şimdi. Daha sakin ama daha sağlam. Daha az konuşan ama daha doğru yerde duran bir cesaret. Herkese her şeyi anlatma ihtiyacı duymuyorum. Çünkü değerim duyulmakla ölçülmüyor. Ben kendimi duyuyorum artık ve bu yetiyor.

Bir gün belki yine konuşurum. Ama bu sefer yaradan değil, iyileşmiş bir yerden. Sessizliğim bana beklemeyi öğretti. Acele etmemeyi… Her şey hemen anlaşılmak zorunda değil. Her kalp aynı anda açılmaz. Ben de kendimi zamana bıraktım. Çünkü bazı güzellikler sessizlikte büyür. Tıpkı toprak altında filizlenen bir tohum gibi; kimse görmez ama o karanlıkta hazırlanır.

Ve işte tam burada umut başlar.

Sessizlik artık bana korku vermiyor. Çünkü biliyorum; içimdeki bağırış yok olmadı, olgunlaştı. Doğru zamanda, doğru kelimelerle çıkacak. Ve çıktığında yıkıcı değil, yapıcı olacak. Çünkü ben acıyla yoğruldum ama orada kalmadım. Sessizliğin içinden geçtim, kendimi alıp çıktım.

Şimdi susuyorsam bu tükenmişlikten değil. Bu, toparlanmanın sessizliği. Ve inanıyorum; bir gün bu sessizlik içimden doğan en temiz sese dönüşecek. Yumuşak ama net. Sakin ama güçlü.

O gün geldiğinde konuşacağım. Ve kelimelerim, suskunluğum kadar derin olacak.

Ama o zamana kadar sessizliğimle yürüyorum. Kendime doğru. Umuda doğru.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.