Bazı insanları beklemek aslında hiç gelmeyecek bir mevsimi takvimde aramak gibidir. Günleri çizersin, umutları işaretlersin, "Belki bugün," dersin ama o bugün bir türlü gelmez. Çünkü bazı şeyler zamanla değil, özle değişir. Ve herkesin özü değişime açık değildir. İnsan görmek istediğine inanma konusunda ustadır. Birinin küçük bir iyi davranışını alır; büyütür, parlatır, içindeki karanlıkları onun ışığıyla örtmeye çalışır. "Aslında iyi biri," der, "Sadece zor zamanlardan geçiyor," der, "Beni kırdı ama düzelecek," der... Oysa gerçek çok daha sessiz, çok daha nettir: İnsan, kim olduğunu en çok kimse bakmazken gösterir.
Bir yılanın derisini değiştirmesi onun doğasını değiştirmez. O hâlâ yılandır. Isırma içgüdüsü, savunma şekli, yaklaşımı... Hepsi aynı kalır. Sadece dışı yenilenir, içi değil. İnsanlar da böyledir çoğu zaman. Kelimelerini değiştirirler, tavırlarını cilalarlar, bir süreliğine başka biri gibi görünürler; ama öz hep aynı yerde durur. Ve eninde sonunda o öz, kendini tekrar hatırlatır. Beklemek bazen sevgiden değil, alışkanlıktan doğar. Birine değil, onun sende bıraktığı hisse tutunursun. O his gitmesin diye kişi değişsin istersin. Ama insan şunu kabullenmekte zorlanır: Bazı insanlar hayatına his bırakmak için gelir, kalmak için değil.
Onları dönüştürmek, onarmak, yeniden şekillendirmek senin görevin değildir. Çünkü herkes kendi iç yolculuğunu kendi yapmak zorundadır. Birini değiştirebileceğine inanmak çoğu zaman kendini ihmal etmenin en kibar yoludur. Kendi yaralarını görmezden gelir, başkasının eksiklerini tamamlamaya çalışırsın. "Ben sabredersem, ben seversem, ben vazgeçmezsem..." diye başlayan cümleler kurarsın. Ama hiçbir "ben", bir başkasının olmak istemediği kişiyi değiştiremez. Ve en acısı şu; değişmesini beklediğin kişi çoğu zaman değişmediği gibi seni de yavaş yavaş değiştirir. Daha sessiz olursun, daha az beklersin, daha çok affedersin... Sonra bir gün aynaya bakarsın ve kendini tanıyamazsın. İşte o an anlarsın; birini beklerken aslında kendinden vazgeçmişsindir.
Oysa hayat beklemek için fazla kısa. Ve insanın kalbi sürekli ertelenmeyi kaldıracak kadar güçlü değil. Herkes sevilmek ister ama doğru şekilde; herkes anlaşılmak ister ama gerçekten... Ve herkes bir gün şunu fark etmelidir: Yanlış insanda ısrar etmek, doğru olanı kaçırmanın en kesin yoludur. Bazı insanlar değişmez. Çünkü değişmek; yüzleşmek ister, kabullenmek ister, sorumluluk almak ister. Ve herkes bu cesarete sahip değildir. Bu yüzden bazıları aynı hataları farklı hikâyelerde tekrar eder. Farklı insanlara aynı acıları yaşatır. Çünkü sorun kişilerde değil, onların iç dünyasında saklıdır.
Bu yüzden artık beklememeyi öğrenmek gerekir. Beklememek vazgeçmek değildir. Beklememek kendini seçmektir. Kendi huzurunu, kendi değerini, kendi sınırlarını korumaktır. Birinin değişme ihtimaline değil, kendi gerçekliğine güvenmektir. Ve belki de en büyük olgunluk şudur: Birinin kim olduğunu gördüğünde ona inanmak. Onu değiştirmeye çalışmadan olduğu haliyle kabul etmek ama o halin senin hayatında bir yeri olup olmadığına dürüstçe karar vermek. Çünkü bazı insanlar gerçekten değişmez. Yılan sadece derisini değiştirir, huyunu asla. Ve bu gerçeği kabullendiğinde artık kimseyi beklemezsin. Kendin için yürürsün; kendi yoluna, kendi ışığına... Ve işte o zaman hayat ilk defa gerçekten başlar...
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÖZLEM GÖÇER DEMİR
İNSANDA ISRAR KENDİNE İHANETTİR
Bazı insanları beklemek aslında hiç gelmeyecek bir mevsimi takvimde aramak gibidir. Günleri çizersin, umutları işaretlersin, "Belki bugün," dersin ama o bugün bir türlü gelmez. Çünkü bazı şeyler zamanla değil, özle değişir. Ve herkesin özü değişime açık değildir. İnsan görmek istediğine inanma konusunda ustadır. Birinin küçük bir iyi davranışını alır; büyütür, parlatır, içindeki karanlıkları onun ışığıyla örtmeye çalışır. "Aslında iyi biri," der, "Sadece zor zamanlardan geçiyor," der, "Beni kırdı ama düzelecek," der... Oysa gerçek çok daha sessiz, çok daha nettir: İnsan, kim olduğunu en çok kimse bakmazken gösterir.
Bir yılanın derisini değiştirmesi onun doğasını değiştirmez. O hâlâ yılandır. Isırma içgüdüsü, savunma şekli, yaklaşımı... Hepsi aynı kalır. Sadece dışı yenilenir, içi değil. İnsanlar da böyledir çoğu zaman. Kelimelerini değiştirirler, tavırlarını cilalarlar, bir süreliğine başka biri gibi görünürler; ama öz hep aynı yerde durur. Ve eninde sonunda o öz, kendini tekrar hatırlatır. Beklemek bazen sevgiden değil, alışkanlıktan doğar. Birine değil, onun sende bıraktığı hisse tutunursun. O his gitmesin diye kişi değişsin istersin. Ama insan şunu kabullenmekte zorlanır: Bazı insanlar hayatına his bırakmak için gelir, kalmak için değil.
Onları dönüştürmek, onarmak, yeniden şekillendirmek senin görevin değildir. Çünkü herkes kendi iç yolculuğunu kendi yapmak zorundadır. Birini değiştirebileceğine inanmak çoğu zaman kendini ihmal etmenin en kibar yoludur. Kendi yaralarını görmezden gelir, başkasının eksiklerini tamamlamaya çalışırsın. "Ben sabredersem, ben seversem, ben vazgeçmezsem..." diye başlayan cümleler kurarsın. Ama hiçbir "ben", bir başkasının olmak istemediği kişiyi değiştiremez. Ve en acısı şu; değişmesini beklediğin kişi çoğu zaman değişmediği gibi seni de yavaş yavaş değiştirir. Daha sessiz olursun, daha az beklersin, daha çok affedersin... Sonra bir gün aynaya bakarsın ve kendini tanıyamazsın. İşte o an anlarsın; birini beklerken aslında kendinden vazgeçmişsindir.
Oysa hayat beklemek için fazla kısa. Ve insanın kalbi sürekli ertelenmeyi kaldıracak kadar güçlü değil. Herkes sevilmek ister ama doğru şekilde; herkes anlaşılmak ister ama gerçekten... Ve herkes bir gün şunu fark etmelidir: Yanlış insanda ısrar etmek, doğru olanı kaçırmanın en kesin yoludur. Bazı insanlar değişmez. Çünkü değişmek; yüzleşmek ister, kabullenmek ister, sorumluluk almak ister. Ve herkes bu cesarete sahip değildir. Bu yüzden bazıları aynı hataları farklı hikâyelerde tekrar eder. Farklı insanlara aynı acıları yaşatır. Çünkü sorun kişilerde değil, onların iç dünyasında saklıdır.
Bu yüzden artık beklememeyi öğrenmek gerekir. Beklememek vazgeçmek değildir. Beklememek kendini seçmektir. Kendi huzurunu, kendi değerini, kendi sınırlarını korumaktır. Birinin değişme ihtimaline değil, kendi gerçekliğine güvenmektir. Ve belki de en büyük olgunluk şudur: Birinin kim olduğunu gördüğünde ona inanmak. Onu değiştirmeye çalışmadan olduğu haliyle kabul etmek ama o halin senin hayatında bir yeri olup olmadığına dürüstçe karar vermek. Çünkü bazı insanlar gerçekten değişmez. Yılan sadece derisini değiştirir, huyunu asla. Ve bu gerçeği kabullendiğinde artık kimseyi beklemezsin. Kendin için yürürsün; kendi yoluna, kendi ışığına... Ve işte o zaman hayat ilk defa gerçekten başlar...