En büyük hatam, yüzüme gülen herkesi kendim gibi sanmamdı. Bunu kabul etmek kolay olmadı. Çünkü ben insanlara yaklaşırken hep içimden geldiği gibi davrandım. Ne düşünüyorsam onu söyledim, ne hissediyorsam onu yaşadım. Birine gülümsüyorsam içten gülümsedim. Birine iyilik yapıyorsam karşılığını düşünmeden yaptım. Bu yüzden de herkesin benim gibi olduğunu sandım.
Zamanla şunu fark ettim: Her gülümseme samimiyet değilmiş. Her yakınlık gerçek değilmiş. Her “yanındayım” diyen gerçekten yanında durmuyormuş. Bazı insanlar sadece işine geldiği sürece seninleymiş. Bazıları seni sever gibi yapar ama aslında seni kullanırmış. Ben bunu geç fark ettim; çünkü insanlara kötü bir yerden bakmayı hiç öğrenmemiştim.
Ben kimseye iki yüzlü davranmadım. Kimsenin arkasından başka konuşmadım. Bir sorun varsa yüzüne söyledim, yoksa susmayı tercih ettim. Ama herkes böyle değilmiş. Bazıları susarken plan yapıyormuş, gülerken içinden başka şeyler geçiriyormuş. Benim en büyük yanılgım, başkalarının kalbini kendi kalbimle ölçmekti.
Beni en çok yıpratan şey yapılanlar olmadı. Asıl yoran, insanların gerçek yüzlerini gördükten sonra yaşadığım hayal kırıklığıydı. “Bunu bana yapmaz.” dediğim insanların bunu rahatça yapabilmesiydi. Güvendiğim insanların, en savunmasız olduğum anlarda beni yarı yolda bırakmasıydı. O anlarda defalarca kendime döndüm ve hep aynı soruyu sordum: Ben nerede yanlış yaptım?
Uzun süre kendimi suçladım. Fazla iyi olduğumu, fazla anlayışlı davrandığımı, herkese hak ettiğinden fazla değer verdiğimi düşündüm. Ama sonra anladım ki sorun benim iyi olmam değildi. Sorun, herkesin iyi olmadığını kabul edemememdi.
Artık insanlara eskisi gibi yaklaşmıyorum. Daha mesafeliyim, daha dikkatliyim. Herkese her şeyimi anlatmıyorum. Her gülene hemen inanmıyorum. Bu beni kötü biri yapmadı; sadece daha gerçekçi yaptı. Kalbim hâlâ aynı kalp ama kapıları artık kontrolsüzce açılmıyor.
Yine de kendimden vazgeçmedim. İyi olmaktan, dürüst olmaktan, içten davranmaktan vazgeçmedim. Sadece bunları hak etmeyen insanlara harcamamayı öğrendim. Herkesin benim gibi olmadığını kabul ettim ama kendim gibi kalmayı seçtim.
En büyük hatam buydu: Yüzüme gülen herkesi kendim gibi sanmak. Ama bu hata bana çok şey öğretti. İnsanları değil, beklentilerimi değiştirmem gerektiğini öğretti. Ve bugün geriye dönüp baktığımda yaşadıklarımın beni kırmak için değil, uyandırmak için olduğunu anlıyorum.
Bütün bunları fark ettikten sonra hayatımda büyük bir kopuş olmadı aslında. Herkes bir anda çıkmadı hayatımdan, ben de bir anda değişmedim; sadece yavaşladım. İnsanlara daha dikkatli bakmaya başladım. Söylenen sözlerden çok davranışlara odaklandım. Kim ne zaman yanımda duruyor, kim sadece işine geldiğinde var oluyor; bunu anlamaya çalıştım.
Artık herkesin her hâlini tolere etmiyorum. Eskiden “idare ederim” dediğim şeylere şimdi durup düşünüyorum. Çünkü bazı şeyler idare edildikçe büyüyor, insanın içini sessizce tüketiyor. Ben bunu yaşadım. Kırıldığım hâlde susmanın, anladığım hâlde görmezden gelmenin, kendimden verdiğim her anın içimde nasıl biriktiğini gördüm.
Şimdi daha sakinim, daha az konuşuyorum, daha az anlatıyorum. Herkes her şeyi bilmek zorunda değil. Herkes her detaya ulaşmak zorunda da değil. Hayatımda olan insanların sayısı azaldı belki ama içim artık daha kalabalık değil. Kafam daha net, kalbim daha sessiz.
Eskiden bir şeyleri açıklama ihtiyacı duyardım. Neden kırıldığımı, neden uzaklaştığımı, neden değiştiğimi anlatmak isterdim. Şimdi anlatmıyorum; çünkü gerçekten anlayan insanın açıklamaya ihtiyacı olmuyor. Anlamayan da ne kadar anlatırsan anlat, işine geldiği kadarını duyuyor.
Ben kimseyle savaşmadım. Kimseyi hayatımdan büyük kavgalarla çıkarmadım. Sadece mesafe koydum, sessizce. Çünkü bazı insanlar gürültüyü değil, yokluğu fark eder.
Artık kalbimi herkese açmıyorum ama kapatmış da değilim; sadece seçiciyim. Çünkü herkes içeri girmeyi hak etmiyor. Herkes her şeye ulaşamıyor. Bunun adı kibir değil, farkındalık.
Ve şunu çok net biliyorum artık: Ben kimseyi kaybetmedim; beni kaybedenler oldu. En büyük hatam yüzüme gülen herkesi kendim gibi sanmamdı. Ama en büyük hatam buysa, en büyük doğrularım da artık burada duruyor. Bundan sonra yüzüme gülen değil, arkamdan da aynı kalan insanlarla yol alırım. Samimiyetimi sınayanlara değil, hak edenlere gösteririm. Çünkü ben hâlâ aynı insanım. Ama artık kimsenin aynası değilim ve bir daha kimse gülümsemesini maske yapıp benim kalbime giremez…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÖZLEM GÖÇER DEMİR
GÜVENMENİN BEDELİNİ ÖDEYENLERDENİM
En büyük hatam, yüzüme gülen herkesi kendim gibi sanmamdı. Bunu kabul etmek kolay olmadı. Çünkü ben insanlara yaklaşırken hep içimden geldiği gibi davrandım. Ne düşünüyorsam onu söyledim, ne hissediyorsam onu yaşadım. Birine gülümsüyorsam içten gülümsedim. Birine iyilik yapıyorsam karşılığını düşünmeden yaptım. Bu yüzden de herkesin benim gibi olduğunu sandım.
Zamanla şunu fark ettim: Her gülümseme samimiyet değilmiş. Her yakınlık gerçek değilmiş. Her “yanındayım” diyen gerçekten yanında durmuyormuş. Bazı insanlar sadece işine geldiği sürece seninleymiş. Bazıları seni sever gibi yapar ama aslında seni kullanırmış. Ben bunu geç fark ettim; çünkü insanlara kötü bir yerden bakmayı hiç öğrenmemiştim.
Ben kimseye iki yüzlü davranmadım. Kimsenin arkasından başka konuşmadım. Bir sorun varsa yüzüne söyledim, yoksa susmayı tercih ettim. Ama herkes böyle değilmiş. Bazıları susarken plan yapıyormuş, gülerken içinden başka şeyler geçiriyormuş. Benim en büyük yanılgım, başkalarının kalbini kendi kalbimle ölçmekti.
Beni en çok yıpratan şey yapılanlar olmadı. Asıl yoran, insanların gerçek yüzlerini gördükten sonra yaşadığım hayal kırıklığıydı. “Bunu bana yapmaz.” dediğim insanların bunu rahatça yapabilmesiydi. Güvendiğim insanların, en savunmasız olduğum anlarda beni yarı yolda bırakmasıydı. O anlarda defalarca kendime döndüm ve hep aynı soruyu sordum: Ben nerede yanlış yaptım?
Uzun süre kendimi suçladım. Fazla iyi olduğumu, fazla anlayışlı davrandığımı, herkese hak ettiğinden fazla değer verdiğimi düşündüm. Ama sonra anladım ki sorun benim iyi olmam değildi. Sorun, herkesin iyi olmadığını kabul edemememdi.
Artık insanlara eskisi gibi yaklaşmıyorum. Daha mesafeliyim, daha dikkatliyim. Herkese her şeyimi anlatmıyorum. Her gülene hemen inanmıyorum. Bu beni kötü biri yapmadı; sadece daha gerçekçi yaptı. Kalbim hâlâ aynı kalp ama kapıları artık kontrolsüzce açılmıyor.
Yine de kendimden vazgeçmedim. İyi olmaktan, dürüst olmaktan, içten davranmaktan vazgeçmedim. Sadece bunları hak etmeyen insanlara harcamamayı öğrendim. Herkesin benim gibi olmadığını kabul ettim ama kendim gibi kalmayı seçtim.
En büyük hatam buydu: Yüzüme gülen herkesi kendim gibi sanmak. Ama bu hata bana çok şey öğretti. İnsanları değil, beklentilerimi değiştirmem gerektiğini öğretti. Ve bugün geriye dönüp baktığımda yaşadıklarımın beni kırmak için değil, uyandırmak için olduğunu anlıyorum.
Bütün bunları fark ettikten sonra hayatımda büyük bir kopuş olmadı aslında. Herkes bir anda çıkmadı hayatımdan, ben de bir anda değişmedim; sadece yavaşladım. İnsanlara daha dikkatli bakmaya başladım. Söylenen sözlerden çok davranışlara odaklandım. Kim ne zaman yanımda duruyor, kim sadece işine geldiğinde var oluyor; bunu anlamaya çalıştım.
Artık herkesin her hâlini tolere etmiyorum. Eskiden “idare ederim” dediğim şeylere şimdi durup düşünüyorum. Çünkü bazı şeyler idare edildikçe büyüyor, insanın içini sessizce tüketiyor. Ben bunu yaşadım. Kırıldığım hâlde susmanın, anladığım hâlde görmezden gelmenin, kendimden verdiğim her anın içimde nasıl biriktiğini gördüm.
Şimdi daha sakinim, daha az konuşuyorum, daha az anlatıyorum. Herkes her şeyi bilmek zorunda değil. Herkes her detaya ulaşmak zorunda da değil. Hayatımda olan insanların sayısı azaldı belki ama içim artık daha kalabalık değil. Kafam daha net, kalbim daha sessiz.
Eskiden bir şeyleri açıklama ihtiyacı duyardım. Neden kırıldığımı, neden uzaklaştığımı, neden değiştiğimi anlatmak isterdim. Şimdi anlatmıyorum; çünkü gerçekten anlayan insanın açıklamaya ihtiyacı olmuyor. Anlamayan da ne kadar anlatırsan anlat, işine geldiği kadarını duyuyor.
Ben kimseyle savaşmadım. Kimseyi hayatımdan büyük kavgalarla çıkarmadım. Sadece mesafe koydum, sessizce. Çünkü bazı insanlar gürültüyü değil, yokluğu fark eder.
Artık kalbimi herkese açmıyorum ama kapatmış da değilim; sadece seçiciyim. Çünkü herkes içeri girmeyi hak etmiyor. Herkes her şeye ulaşamıyor. Bunun adı kibir değil, farkındalık.
Ve şunu çok net biliyorum artık: Ben kimseyi kaybetmedim; beni kaybedenler oldu. En büyük hatam yüzüme gülen herkesi kendim gibi sanmamdı. Ama en büyük hatam buysa, en büyük doğrularım da artık burada duruyor. Bundan sonra yüzüme gülen değil, arkamdan da aynı kalan insanlarla yol alırım. Samimiyetimi sınayanlara değil, hak edenlere gösteririm. Çünkü ben hâlâ aynı insanım. Ama artık kimsenin aynası değilim ve bir daha kimse gülümsemesini maske yapıp benim kalbime giremez…