SON DAKİKA
Hava Durumu

CİVCİVLERİN SARISI

Yazının Giriş Tarihi: 16.11.2025 15:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 16.11.2025 16:11

Bazen içimde civciv kokulu, saçları örgülü, kalbi kocaman o küçük kızın hâlâ bir yerlerde yaşadığını hissediyorum. Ne zaman aklıma düşse yüzümde önce bir tebessüm beliriyor, ardından hafif bir utanç, ama en çok da mis gibi çocukluk kokusu yayılıyor içime. Çocukken civcivlere tarifsiz bir hayranlığım vardı. Pazar yerindeki o cıvıltılar, sarı ve turuncu renkler, bazen boyanmış olsalar da rengârenk o minicik canların titrek ama neşeli sesleri kalbimin en yumuşak yerini bulur, sanki bana doğru bir sıcaklık üflerdi. Onları öyle severdim ki her pazar günü babamın eline yapışır, gözlerimi kocaman açıp yalvarırdım: Baba, ne olur birkaç tane alalım… Babam beni hiç kırmazdı. Çünkü o yaşlarda dünyam çok sadeydi: dünyada iyilik vardı, sevgi vardı ve civcivlere anne olmaya çalışan küçük bir kız vardı. Her seferinde altı ya da sekiz civciv alırdık. Neden hep çift? Çünkü küçük aklımın büyük matematiği derdi ki, bir şey yalnız kalırsa üzülür, hasta olur, hatta ağlardı. Ben buna inanırdım.

Eve döner dönmez babamla birlikte civcivlere bir yuva kurardık. Eski bir karton kutu… İçini pamuk gibi yumuşatır, kenarlarına nefes alabilsinler diye delikler açar, üst kısmına minicik bir kapı yapardık. Ve elbette o meşhur sıcak tutan ampul… Ampul yanınca kendimi süper kahraman gibi hissederdim; civcivleri soğuktan koruyan kişinin ben olduğuna inanırdım. Kendi kendime Civcivlerin annesi benim, derdim, içim gururla dolar taşardı. O günler, çocukluğumun en ışıltılı anlarıydı.

Fakat birkaç gün geçerdi ve civcivler birer birer giderdi. Her biri kaybolduğunda içime sanki koskoca bir taş otururdu, günlerce ağlar, neden koruyamadım diye sorar, cevabını bulamadığım bu soruyla kendimi hırpalardım. Yıllar geçti. Büyüyüp akıl dediğimiz o tatlı belalı şey yerleşince zihnime, gerçeği anladım: Ben, iyi bir şey yaptığımı sanırken aslında onları annelerinden ayırmış, sıcaklıklarını, kokularını, güvenlerini ellerinden almıştım. Bunu anladığım gün hem kalbim sızladı hem de çocukluğumu sevdim; çünkü niyetim hep temizdi. Saflığım, sevgim, o küçük ellerimin titremesi, gözlerimin parlaması… Hepsi gerçekten geliyordu.

Civcivler artık benim için acı bir hatıra değil; sevginin masumiyetinin ve büyümenin birer sembolü oldular.

Ama çocukluğumun iyilik yapma maceraları sadece civcivlerle sınırlı değildi. Bir gün piknikte çalışkan karıncaları görmüştüm. Deliğe girip çıkan, yiyecek taşıyan o minik canlılara bakınca içimde yine o kahramanlık isteği doğdu. Onlara yardım etmek istiyordum ya… Hemen koşup dört—olmadı, beş kaşık toz şeker döktüm karınca deliğinin üzerine! Sözde onlara ziyafet veriyordum. Gerçekteyse zavallıların düzenini altüst etmiş, evlerini başlarına yıkmıştım. Ama o gün bunu bilmez, içimden Şimdi beni çok sevecekler, diye geçirirdim. Bugün düşününce hem gülüyorum hem utanıyorum. Ama eminim karıncalar beni sevmemiş olsalar bile Bu kız kesin iyi niyetli ama biraz fazla iyi niyetli, diye düşünmüşlerdir.

Civcivlere yuva hazırladığımız günleri, kutunun içine tek tek dizdiğim pamukları da unutamam. Öyle özenirdim ki sanki bir bebeği sarıyormuşum gibi dikkatle yerleştirirdim. Bir keresinde civcivlerin uyuyabilmesi için kutunun içine küçük bir perde bile yapmıştım. Gece-gündüz ayrımı olmalıydı; onlara düzenli bir hayat sunmaya çalışıyordum! Babam o perdeyi görünce hem güler hem saçlarımı okşar, Sen var ya… dünyayı bile sararsın sevginle, derdi. Bu cümle, bugün bile yorulduğumda, hayat bir yerlerden çekiştirdiğinde sessizce gelir oturur yanıma. Babamın sesiyle beraber içimde yeniden bir ışık yanar.

Bir de o meşhur tabelam vardı: Civciv kutusunun önüne, büyük harflerle yazdığım CİVCİV EVİ — GİRMEK YASAK! Komşunun çocukları dalga geçmişti, fakat ben ciddiyetle savunmuştum tabelayı. Harfleri yanlış yazınca utansam da babamın gururlu bakışı beni onarmıştı. Küçük Özlem, kendi dünyasının küçük ama kararlı belediye başkanıydı adeta.

Bugün kırk yaşımda, koltuğa yaslanıp bütün bu sahneleri bir film şeridi gibi izlediğimde içimde bir sıcaklık dolaşıyor. O küçük kıza sarılmak istiyorum. Hiç değişme, demek geliyor içimden. Sevgin bazen taşmış, bazen saçılmış, bazen şeker döküp evler yıkmış ama iyi ki öylesin. Çünkü beni ben yapan tam da o yanlarımmış meğer. Çocukluk… Bazen acıtır, bazen güldürür, bazen burnunun direğini sızlatır ama hep kokusuyla, rengiyle, ışığıyla kalır. Benimkisi de öyle kaldı: Bir avuç sarı civciv, pamuklu bir kutu, sarı bir ampul ışığı ve kalbi sevgiyle dolup taşan küçük bir kız…

Bugün oğluma bakarken anlıyorum ki ben o civcivlere annelik yaparken aslında anneliği öğreniyormuşum. O sıcak ampulün ışığında, o pamukların içinde, o titreyen cıvıltılarda sevmenin ne demek olduğunu çözmeye başlamışım. Bu yüzden şimdi bile içimde bir heyecan var; doğruyu yapma arzusu, bazen yanlış yapma korkusu… Ama çocukluğumdan kalan kocaman bir ders var ki hep kulağıma fısıldar: Niyet temizse, sonuç biraz acıtsa bile kalpte bıraktığı güzellik kaybolmaz.

Bazen düşünüyorum: Beni ben yapan şey o kutuda yanan ampulün sıcaklığı mıydı, yoksa babamın gözlerimin içine bakarken verdiği güven mi? Belki ikisi de… Belki sevgi insanın içine işte böyle böyle işliyordur; bir kutu, birkaç civciv, bir avuç şeker, bir baba gülüşü… Yıllar geçtikçe insan büyür, ama bazı anılar büyüdüğü yerden hiç kıpırdamaz.
Benim çocukluğum da öyle:
Civciv sarısı, toz şeker beyazı, pamuk yumuşaklığı ve babamın sıcak sesiyle bir yerlerde parlamaya devam ediyor.

Ne zaman gözlerimi kapasam o kutunun içinden bir cıvıltı duyuyorum sanki. Bir karınca, elimden düşen minik bir şeker tanesini inceliyor. Ve ben o anıların arasından geçip yine kendimi buluyorum. Sevgiyle büyüyen o küçük kız hâlâ yüreğimin en sıcak yerinde duruyor.
Ve ben…
İyi ki onu hiç kaybetmemişim.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.