SON DAKİKA
Hava Durumu

AZLA YETİNMEK DEĞİL, AZDAN GÜÇ ALMAK

Yazının Giriş Tarihi: 02.03.2026 23:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.03.2026 23:12

İdare etme sanatı… Bunu ilk düşündüğümde aklıma hep küçük bir çocuk gelir. Elinde kırık bir oyuncak vardır; atmaya kıyamaz, tamir etmeye gücü yetmez ama yine de onunla oynamanın bir yolunu bulur. Hayat da biraz böyledir: Kırık parçalarla, eksik cümlelerle, yarım kalmış hayallerle elimizde ne varsa onunla yol almaya çalışırız. İşte ben buna idare etme sanatı diyorum.

İdare etmek, çoğu insanın sandığı gibi zayıflık değildir. Boyun eğmek hiç değildir. Tam tersine, insanın içindeki en sessiz ama en güçlü direniştir. Çünkü idare etmek; vazgeçmeden, isyanı büyütmeden, içten içe sabrederek kendi iç düzenini kurabilmektir. Gürültü çıkarmadan ayakta kalabilmektir.

Hayat bana hiçbir şeyi tam vermedi. Ne sevgiyi kusursuz verdi ne huzuru eksiksiz… Hep bir tarafı eksikti. Bir masanın bir ayağı kısaydı sanki; ne kadar düzeltsem bir yerden sallanıyordu. Önceleri bunu değiştirmeye çalıştım. Her şeyi mükemmel yapmak, her insanı anlamak, her kalbi onarmak istedim. Ama sonra anladım ki hayat düz bir çizgi değil; yamalı bir kumaş gibi. O yamaları söküp atmak yerine onları işlemeyi öğrenmek gerekiyor.

İdare etme sanatı burada başlıyor: Eksik olanı inkâr etmeden ama onunla yaşamayı öğrenerek.

Bazen bir ilişkide idare edersin. Sevgin eksik değildir belki ama ifade biçimi farklıdır. Beklediğin cümleler gelmez ama gelen suskunlukların içinde başka bir anlam bulursun. Kırılganlığını saklarsın ama içinden geçenleri bastırmazsın; sadece doğru zamana saklarsın. Çünkü bilirsin ki her duygu aynı anda konuşmaz.

Bazen iş hayatında idare edersin. Hayal ettiğin yerde değilsindir. Yeteneğinin tamamını gösteremezsin. Ama bulunduğun yerin içinde küçük bir alan açarsın kendine. Bir masa köşesi, bir defter sayfası, bir fikir kırıntısı… Orada büyürsün. Kimse fark etmese bile sen fark edersin.

Bazen en çok da kendini idare edersin. İşte bu en zorudur. İçindeki kırgın çocuğu, öfkeli genci, yorgun yetişkini aynı bedenin içinde taşımak kolay değildir. Bir yanın vazgeçmek ister, bir yanın direnmek. Bir yanın susmak ister, bir yanın bağırmak. O anlarda insan, kendi iç mahkemesinin hem hâkimi hem sanığı olur. İdare etmek burada denge kurmaktır: Ne kendini tamamen suçlamak ne de tamamen aklamak; sadece anlamaya çalışmak.

Ben idare etmeyi öğrenirken sabrı öğrendim. Sabır, pasif bir bekleyiş değilmiş; bilinçli bir duruşmuş. Tıpkı kökleri toprağın derinlerine inen bir ağaç gibi… Üstünde fırtına kopsa da kökleri sayesinde devrilmeyen bir ağaç. İdare etmek kök salmaktır aslında. Rüzgârı durduramazsın ama devrilmemeyi seçebilirsin.

Şunu da fark ettim: İdare etmek sürekli susmak değildir. Gerektiğinde konuşmayı bilmektir ama her savaşa girmemektir. Her yanlışta kırılıp dökülmemektir. Enerjini nereye harcayacağını seçmektir. Bu bir bilinç hâlidir; kendini tanımanın bir sonucudur.

Çünkü insan kendini tanımadan idare edemez. Neye tahammül edebileceğini, nerede sınır çizeceğini, hangi durumda geri adım atıp hangi durumda dimdik duracağını bilmeden denge kurulmaz. İdare etmek bir ölçü işidir: Ne fazlası ne eksiği.

Yıllar içinde şunu anladım: İdare etmek aslında hayata küsmemektir. Her şeye rağmen umutla küçük bir pencere açık bırakmaktır. Kapıları tam kapatmamaktır. “Belki yarın” demeyi sürdürebilmektir.

Çünkü umut olmadan idare etmek sadece tükenmektir; ama umutla idare etmek güçtür.

Ben artık eksikleri düşman gibi görmüyorum. Onlar beni olgunlaştıran öğretmenlerim. Sabırsız olduğumda bana beklemeyi, kırıldığımda affetmeyi, kaybettiğimde yeniden başlamayı öğrettiler. Eğer her şey istediğim gibi olsaydı, belki bu kadar derinleşemezdim.

İdare etme sanatı bana şunu öğretti: Hayat mükemmel olmak zorunda değil; anlamlı olmak zorunda. Ve anlam bazen en zor anların içinden çıkar. Bir gecenin en karanlık saatinde bile sabaha en yakın olduğumuzu bilmek gibi…

Artık biliyorum ki idare etmek küçülmek değil, büyümektir. İçini genişletmektir. Dar alanlarda nefes almayı öğrenmektir. Taşları cebine doldurup batmak yerine, o taşlardan kendine bir yol yapmaktır.

Ve günün sonunda şunu hissediyorum: İdare edebildiğim için güçlüyüm. Dayandığım için değil; bilinçli bir şekilde denge kurabildiğim için. Eksiklerle barışabildiğim için. Kendimi her şeye rağmen sevebildiğim için.

Belki hayat hiçbir zaman kusursuz olmayacak. Ama ben artık kusursuz bir hayat aramıyorum. Ben anlamlı bir hayat istiyorum. Ve anladım ki anlam, tamlıkta değil; idare etmeyi bilmekte saklı.

Bu yüzden içimde huzurlu bir cümle var artık:
Ne gelirse gelsin, ben onu karşılayacak kadar büyüdüm.

Ve bu, benim için her şeyin en güzel sonudur.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.