SON DAKİKA
Hava Durumu

SAVAŞ SEVİCİLER

Yazının Giriş Tarihi: 15.03.2026 14:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.03.2026 14:02

Savaş, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarını yazdıran en acı gerçektir. Yüzyıllar boyunca insanlar savaşlar yüzünden şehirlerini, yuvalarını, sevdiklerini ve umutlarını kaybetmiştir. Tarihe baktığımızda görüyoruz ki savaşın gerçek bir galibi hiçbir zaman olmamıştır. Savaşın sonunda kazanan gibi görünen taraf bile aslında kayıplarla, acılarla ve yıkımla baş başa kalmıştır. Çünkü savaşın gerçek bedelini askerlerden çok siviller, en çok da çocuklar ve anneler öder.

Bir savaş başladığında ilk önce masumiyet ölür. Ardından umutlar, hayaller ve geleceğe dair bütün güzel ihtimaller yok olur. Bombaların hedef aldığı sadece binalar değildir; aynı zamanda bir çocuğun gülüşü, bir annenin duası, bir ailenin huzuru da yerle bir olur. Bu yüzden savaş; gözyaşıdır, dramdır, yoksulluktur, göçtür ve insanlığın vicdanında açılan derin bir yaradır.

Dünya bugün de ne yazık ki bu acı tabloyu yaşamaya devam etmektedir. Küresel güç mücadeleleri, siyasi çıkar hesapları ve bölgesel rekabetler yüzünden ülkeler birbirine karşı cephe almaktadır. Son dönemde İsrail ile Amerika'nın güç birliği içinde İran'a karşı yürüttüğü savaş ortamı da bu gerçeğin en acı örneklerinden biridir. Bu çatışmaların sonucunda hangi tarafın ne kadar zarar gördüğü tartışılabilir; fakat tartışmasız olan tek gerçek vardır: Ölen bebekler, ağlayan anneler ve geleceği karartılan milyonlarca insan…

Savaşın en korkunç yönlerinden biri de insanların hayatını sadece bir istatistik haline getirmesidir. Televizyon ekranlarında, haber bültenlerinde veya sosyal medyada sayılar konuşulur; fakat o sayıların her biri bir hayatı, bir aileyi, bir hikâyeyi temsil eder. Her kayıp aslında insanlığın ortak vicdanından kopan bir parçadır.

Böyle bir ortamda, bazı çevrelerin savaş naraları atması ise son derece düşündürücüdür. Ülkemizde de zaman zaman bazı çevrelerin, duygusal söylemlerle ve hamasi ifadelerle Türkiye’nin bu tür savaşların içine girmesi gerektiğini savunduğunu görmekteyiz. Bir kesim “Biz İsrail’i şu saatte darmadağın ederiz, dize getiririz” gibi söylemlerle savaş çağrısı yaparken, başka bir kesim de herhangi bir provokasyon ya da füze saldırısı iddiası üzerinden hemen “misilleme yapalım, savaşa girelim” gibi akıl dışı söylemler ortaya atabilmektedir.

Bu tür söylemler çoğu zaman gerçeklerden kopuk, duygular üzerinden yürütülen tehlikeli çağrılardır. Çünkü savaş, sosyal medya tartışması ya da siyasi slogan değildir. Savaş demek; gençlerin cepheye gitmesi, şehirlerin yıkılması, ekonominin çökmesi, toplumun yıllarca sürecek yaralar alması demektir.

Unutulmamalıdır ki gerçek vatanseverlik savaş istemek değil, barışı korumaktır. Bir ülkenin gücü sadece silahlarıyla değil; aklıyla, diplomasisiyle, sağduyusuyla ve barışı koruma becerisiyle ölçülür. Tarih boyunca güçlü devletler savaş meydanlarında değil, akıl ve strateji masalarında da büyük başarılar elde etmişlerdir.

Elbette hiçbir millet kendi vatanına, bayrağına ve namusuna yönelik bir saldırıya sessiz kalamaz. Bu, hem tarihimizin hem de millet olmanın gereğidir. Türk milleti geçmişte olduğu gibi bugün de gerektiğinde vatanını savunmayı bilir. Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da bu milletin nasıl bir irade ortaya koyduğunu bütün dünya görmüştür. Ancak savunma başka bir şeydir; gereksiz yere savaş istemek ise bambaşka bir şeydir.

Bu nedenle “Biz de bu savaşa girmeliyiz” şeklindeki sorumsuz ve düşüncesiz söylemler, aslında ülkeye iyilik değil kötülük yapmaktadır. Bu tür sözler çoğu zaman gerçek vatan sevgisinden değil; popülizmden, ideolojik körlükten veya başka çıkar hesaplarından kaynaklanmaktadır. Gerçek vatanseverlik, ülkenin gençlerini ateşe atmak değil; onların barış içinde yaşayacağı bir gelecek kurmaktır.

Savaş çığırtkanlığı yapanlara dikkat etmek gerekir. Çünkü savaşın ne olduğunu en iyi bilenler, onu yaşamış olanlardır. Savaş görmüş toplumlar savaş istemez; çünkü savaşın geride bıraktığı acıları çok iyi bilirler. Toprakların değil, insanların değerli olduğunu anlamışlardır.

Bugün dünyaya en çok lazım olan şey; daha fazla silah, daha fazla cephe ve daha fazla düşmanlık değildir. Dünyanın ihtiyacı olan şey; akıl, sağduyu, diyalog ve barıştır. Çünkü barışın kazandırdığını savaş hiçbir zaman kazandıramaz.

Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir: Savaş, çok mecbur kalınmadıkça kaçınılması gereken büyük bir felakettir. Bir milletin gerçek büyüklüğü savaş başlatmasında değil, savaşı engelleyebilmesinde gizlidir. Ülkemize, bayrağımıza ve namusumuza bir saldırı olursa elbette gereken cevap verilir. Ancak ortada böyle bir durum yokken “biz de savaşa girelim” demek aklın değil, sorumsuzluğun ürünüdür.

Çünkü savaşın kazananı yoktur.
Ama kaybedeni her zaman aynıdır:
Çocuklar, anneler ve insanlığın vicdanı.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.