Kaç sabaha uyandın kim bilir hüzünle? Belki gün başlamasın istedin , saatler geçmesin( ya da su gibi akıp gitsin . Ne olacaksa olsun bir an önce .)’’ Bittim ben , tamam bu sefer bittim’’ dediğin kaç anına şahit oldun aynada?Hangi suretlere büründün ,yanmamış gibi yapmak için?Bilirim zordur yanmak.(Nasıl diye sormayın , hem de defalarca )Bazen ne şelaleler söndürür o yangını , ne de okyanuslar .Kana kana içmek istersin ruhunu su misali.Amma velakin gel gör ki ; koca bir nafile…Peki yanıp yanıp ,küllerinden doğma cesaretine ne dersin ?Bir avuç kül olmuşken , dallı budaklı koca bir çınara dönüşme fikri çok mu korkutucu geliyor kulağına ?Yoksa yandığım yerde mi kalayım diyorsun ;hiç filizlenmeden ,öylesine ,sıradan ,cansız…Peki evrenin döngüsü de bu yanıp ,kül olup tekrar doğmalardan oluşmasaydı nasıl olurdu sonsuzluklar ?O zaman gelin sevgili okurlarım ,Kaf Dağı’nın ardında ki sırra beraber bakalım.Yanmak ve küllerinden doğup ‘’kendin olabilmek’’ neymiş?
Simurg…Diğer adı ile Anka Kuşu .Mısır mitolojisinde ki adı ile Phoenix, Arap mitolojisinde Rok;Perslerde Simurg, Türk mitolojisinde ise Tuğrul olarak geçen efsanevi kuş.Bilge ,yardımsever ve şifacı olarak tanımlanır hemen her mitte.Kaf Dağı’nın ardında kendine münhasır bir yuvada yaşadığı rivayet edilir. Ama Simurg’un en önemli özelliği ,kendini yakarak küllerinden yeniden doğma özelliğidir.Bu yüzden ‘’Kuşların Şahı’’ olarak betimlenir.Yaşadığı ağacın bilgi ağacı olduğu(Tuba Ağacı) ve herşeyi bilmesinin sırrının burda saklı olduğu anlatılır.
Kuşlar, Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte O’nun huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi…
İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş. “Aşk Denizi”nden geçmişler önce.” “Ayrılık Vadisi”nden uçmuşlar.” “Hırs Ovası’nı aşıp”, “Kıskançlık Gölü’ne sapmışlar.” Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalmış, kimi Ayrılık Vadisi’nde kopmuş sürüden. Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle. Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşamış kimisi de…
Bu efsanede önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış); Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış; Baykuş yıkıntılarını özlemiş, Balıkçıl Kuşu bataklığını. Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “hayret ” ve sonuncusu olan Yedinci Vadi “yokluk” da bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; Farsça’da Si-Otuz, Murg- Kuş” demekmiş… Yani onların hepsi birer Simurg’muş… Böylece Simurg’u beklemekten vazgeçmişler; şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra uçmaya devam etmişler.Anlamışlar ki ‘’yansak bile küllerimizden yeniden doğarız, çünkü gerçek Simurg kendi içimizde’’.Yani çoğu zaman dışarıdan yardım beklemek ve bir kahramanın gelip herşeyi düzelteceğini zannetmek beyhude bir çaba olabilir.
İşte böyle sevgili okurum .Bazen geçmez denilen , bizi yakıp kavuran ,Mecnun’a çeviren birçok dert aslında gelip geçicidir biliriz; ama yüzleşemeyiz .Marifet yüzleşebilmekte .Kendi gücünü bulabilmekte.Simurg olabilmeyi göze alabilmekte işin zor kısmı .Yoksa yanıyorum demeye başladığınızda ,ne Kızıldenizler durur önünüzde ne de koca dağlar .Bir avuç küle dönmeyi göze almadıkça , kendi zihinsel ve ruhsal bozkırlarımızdan kurtulup ,yeşil vadilere dönmek çok zor .Yaş aldıkça bazı yaralarımızın daha çabuk iyileşebilmeye başlaması ,işte bu sırra az da ya da çok vakıf olmaya başlamamızdan olsa gerek .Yanma eylemi her zaman yok oluş anlamında değildir demek ki , koca var oluşlar bu yangınlardan sonra başlayabilir. .Bir pervane gibi ateşe atmak lazım bazen tüm benliği, yok etmek lazım tüm cismi ve ismi . Yoktan da var olmadı mı zaten herşey?
Yani demem o ki ,Simurg rehberiniz olur umarım her ‘’yandım’’ dediğinizde.Sevgi ve hürmetle…
DEMET SAÇAN
11 KASIM 2024
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
DEMET SAÇAN
‘’YAKABİLDİN Mİ KENDİNİ HİÇ SİMURG GİBİ?’’
Kaç sabaha uyandın kim bilir hüzünle? Belki gün başlamasın istedin , saatler geçmesin( ya da su gibi akıp gitsin . Ne olacaksa olsun bir an önce .)’’ Bittim ben , tamam bu sefer bittim’’ dediğin kaç anına şahit oldun aynada?Hangi suretlere büründün ,yanmamış gibi yapmak için?Bilirim zordur yanmak.(Nasıl diye sormayın , hem de defalarca )Bazen ne şelaleler söndürür o yangını , ne de okyanuslar .Kana kana içmek istersin ruhunu su misali.Amma velakin gel gör ki ; koca bir nafile…Peki yanıp yanıp ,küllerinden doğma cesaretine ne dersin ?Bir avuç kül olmuşken , dallı budaklı koca bir çınara dönüşme fikri çok mu korkutucu geliyor kulağına ?Yoksa yandığım yerde mi kalayım diyorsun ;hiç filizlenmeden ,öylesine ,sıradan ,cansız…Peki evrenin döngüsü de bu yanıp ,kül olup tekrar doğmalardan oluşmasaydı nasıl olurdu sonsuzluklar ?O zaman gelin sevgili okurlarım ,Kaf Dağı’nın ardında ki sırra beraber bakalım.Yanmak ve küllerinden doğup ‘’kendin olabilmek’’ neymiş?
Simurg…Diğer adı ile Anka Kuşu .Mısır mitolojisinde ki adı ile Phoenix, Arap mitolojisinde Rok;Perslerde Simurg, Türk mitolojisinde ise Tuğrul olarak geçen efsanevi kuş.Bilge ,yardımsever ve şifacı olarak tanımlanır hemen her mitte.Kaf Dağı’nın ardında kendine münhasır bir yuvada yaşadığı rivayet edilir. Ama Simurg’un en önemli özelliği ,kendini yakarak küllerinden yeniden doğma özelliğidir.Bu yüzden ‘’Kuşların Şahı’’ olarak betimlenir.Yaşadığı ağacın bilgi ağacı olduğu(Tuba Ağacı) ve herşeyi bilmesinin sırrının burda saklı olduğu anlatılır.
Kuşlar, Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte O’nun huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi…
İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş. “Aşk Denizi”nden geçmişler önce.” “Ayrılık Vadisi”nden uçmuşlar.” “Hırs Ovası’nı aşıp”, “Kıskançlık Gölü’ne sapmışlar.” Kuşların kimi Aşk Denizi’ne dalmış, kimi Ayrılık Vadisi’nde kopmuş sürüden. Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle. Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşamış kimisi de…
Bu efsanede önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış); Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış; Baykuş yıkıntılarını özlemiş, Balıkçıl Kuşu bataklığını. Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “hayret ” ve sonuncusu olan Yedinci Vadi “yokluk” da bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; Farsça’da Si-Otuz, Murg- Kuş” demekmiş… Yani onların hepsi birer Simurg’muş… Böylece Simurg’u beklemekten vazgeçmişler; şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra uçmaya devam etmişler.Anlamışlar ki ‘’yansak bile küllerimizden yeniden doğarız, çünkü gerçek Simurg kendi içimizde’’.Yani çoğu zaman dışarıdan yardım beklemek ve bir kahramanın gelip herşeyi düzelteceğini zannetmek beyhude bir çaba olabilir.
İşte böyle sevgili okurum .Bazen geçmez denilen , bizi yakıp kavuran ,Mecnun’a çeviren birçok dert aslında gelip geçicidir biliriz; ama yüzleşemeyiz .Marifet yüzleşebilmekte .Kendi gücünü bulabilmekte.Simurg olabilmeyi göze alabilmekte işin zor kısmı .Yoksa yanıyorum demeye başladığınızda ,ne Kızıldenizler durur önünüzde ne de koca dağlar .Bir avuç küle dönmeyi göze almadıkça , kendi zihinsel ve ruhsal bozkırlarımızdan kurtulup ,yeşil vadilere dönmek çok zor .Yaş aldıkça bazı yaralarımızın daha çabuk iyileşebilmeye başlaması ,işte bu sırra az da ya da çok vakıf olmaya başlamamızdan olsa gerek .Yanma eylemi her zaman yok oluş anlamında değildir demek ki , koca var oluşlar bu yangınlardan sonra başlayabilir. .Bir pervane gibi ateşe atmak lazım bazen tüm benliği, yok etmek lazım tüm cismi ve ismi . Yoktan da var olmadı mı zaten herşey?
Yani demem o ki ,Simurg rehberiniz olur umarım her ‘’yandım’’ dediğinizde.Sevgi ve hürmetle…
DEMET SAÇAN
11 KASIM 2024